Çarşamba, 15 Temmuz 2026

Kopil



Aşağıdaki yazı önceki aylarda sitemizde “Çakal” başlığıyla yayınlandı. Hala İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan ve soyadının tam zıddı bir kişiliğin somut ifadesi olan zat, kendini konuşturmaya devam ettiği için tekrar yayınlıyoruz


H. Selim Açan

Çocukluğum, 1960’ların ilk yıllarından itibaren Ankara’da (Kurtuluş) geçti. Oturduğumuz evin yan balkonundan Hacettepe-Hamamönü sırtları görünürdü. Arka balkon ise Topraklık tepelerine bakardı.

O yıllarda Hacettepe Üniversitesi’nin izi bile yoktu ortalıkta. Mahalle çeşmesi ve bakkalının da bulunduğu küçük bir meydanın etrafında birbirlerine yaslanarak ayakta kalmaya çalışan gecekonduların yığıştığı yoksul bir semtti Hacettepe. İşçileri, at arabacıları, “menekşe morlar” diye bilinen futbol takımı, bir de kabadayılarıyla meşhurdu.

Kabadayılık’ dedin mi zaten, bir Hacettepe-Hamamönü, bir de Altındağ gelirdi akıllara o yılların Ankarası’nda. Buralardan çıkan ‘ağır abiler’, Haldun Taner’in adlı adınca anmayı göze alamadığı için “Keşanlı Ali”ye çevirdiği Kürt Cemali başta olmak üzere o alemin gerçek temsilcileriydiler. Oturuşları, kalkışları, yürüyüşleri, büyüğünden küçüğüne mahalle halkıyla kurdukları ilişkiler hakikaten bir başkaydı. Bu nedenle, korkudan çok saygıya dayalı bir otorite sahibiydiler.

Topraklık, Türközü, Çinçin, Saimekadın… semtleri de ‘meşhurdu’ bu bahiste. Yalnız, Hacettepe ve Altındağ’dan farklı olarak buralarda daha çok ‘ayak takımı’ yaşardı. ‘Çakal’ ya da ‘kopil’ diye anılırdı bunlar. O zamanlar şişesi 75 kuruş falan olan bir şişe Çubuk şarabı karşılığında her türlü pis işi yaparlardı. Saygı falan hak getire, insanlar sadece “çamur bana bulaşmasın” kaygısıyla uzak durur, kaçardı böylelerinden.

O yıllardan bugüne köprülerin altından çok sular aktı tabii. Ne o yılların Hacettepe’si kaldı, ne o yılların Ankara’sı, ne de Türkiye’si… Başkalarına ait zenginlikler ve kültürün talanına dayalı bir birikim tarzı ve hükmetme modelini atalarından miras alan bağımlı Türk burjuvazisi, ‘kendi suretinde bir Türkiye’ yaratalı çok oldu. Kapitalizmin gelişimine paralel olarak insanlar da, kentler de, toplumsal ilişkiler de vd. çok değişti, her şey paranın egemenliği altına girdi, alınır-satılır hale geldi, önceki biçimlerin korunduğu durum ve ilişkiler bile öz olarak çok farklılaştı.

Yine de bazı şeyler -en azından yarattıkları çağrışım olarak- eski kimi özelliklerini büsbütün yitirmediler. Çakallık ya da kopillik, kanımca bunlardan biri. Hatta diyebilirim ki, eskisi gibi özü-sözü bir, hangi durumda ne yapacağını az çok kestirebileceğin ‘tarz sahibi’ olan kabadayılar kalmadı kalmasına, fakat onların yerini bile eskisinden daha çamur çakallar aldı. Yani çakallık yaygınlaşmakla kalmadı hepten ucuzladı…

Böyle bir ucuzluk örneği şu an Türkiye’de İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturuyor (Gerçi bir benzeri Türkiye’de, bir başkası da ABD’de başkan!!!). Adam her yaptığıyla Lafonten’in “Öküze öykünen kurbağa” masalını çağrıştırıyor. ‘Politika’ yaptığını zannediyor ama gerçekte panayır cambazı. ‘Bakan’ olduğunu zannediyor ama gerçekte bir maşa. İçişleri Bakanlığı’nı çekip çeviren ustası Mehmet Ağar’ın karşısında ceketi ilikli olarak ayakta durduğu söyleniyor. Düğün salonlarında yapılan parti toplantılarında ‘kabadayı’yı oynuyor ama çakallık paçalarından akıyor. Bir süre önce Kemal Kılıçdaroğlu’na racon kesti aklınca, “sen bittin!” diyerek tehdit etti. Bugün ise polise, “uyuşturucu satıcılarının bacaklarını kırın, sorumluluğu ben üstlenirim” gazı vermesiyle gündemde.

Aslında bu herifi ‘insan’ yerine koyup ciddiye almak yanlış. Bu zibidinin teşhirine harcanan zaman ve enerjiye yazık. Mesela CHP, her iş bitmiş gibi, bu soysuzun bir zamanlar nasıl “FETÖ yalakası olduğunu” ispatlama derdinde. Bunu kanıtlasalar ne değişir ki?.. Çakallığın yapısında vardır zaten “gelene ağam, gidene paşam” diyerek yaltaklanmak. Yarın bir gün dengeler değişsin, bu yaratığın, bir zamanlar bunun gibi “ne oldum” delisi kesilerek ortalıkta gezen Zekeriya Öz, Ali Fuat Yılmazer, Ramazan Akyürek, Mehmet Baransu’lardan beter hallere düşeceği gün gibi açık.

O nedenle, “sahibini bırakıp eşşeğini dövmekle” oyalanmanın alemi yok!..