Perşembe, 13 Ağustos 2026

“1 Mayıs’a giderken ÇARESİZ DEĞİLİZ!” paneli yapıldı



Panel devrim ve sosyalizm, 1 Mayıs alanlarında ölümsüzleşenlerimiz için saygı duruşuyla başladı. Ardından Nazım Hikmet’in “Büyük İnsanlık” şiiri okundu. Panele katılacak olan Enerjisen işçileri İstanbul’da Moda Sahne’nin elektriklerinin üçüncü kez Sabancı Holding tarafından kesilmesi nedeniyle düzenlenen dayanışma etkinliğine katıldıkları için bu panele katılamadıkları açıklandıktan sonra Enerjisen başkanı Süleyman Keskin’in panele gönderdiği mesaj okundu: “Direnişimizin 18 …


Panel devrim ve sosyalizm, 1 Mayıs alanlarında ölümsüzleşenlerimiz için saygı duruşuyla başladı. Ardından Nazım Hikmet’in “Büyük İnsanlık” şiiri okundu.

Panele katılacak olan Enerjisen işçileri İstanbul’da Moda Sahne’nin elektriklerinin üçüncü kez Sabancı Holding tarafından kesilmesi nedeniyle düzenlenen dayanışma etkinliğine katıldıkları için bu panele katılamadıkları açıklandıktan sonra Enerjisen başkanı Süleyman Keskin’in panele gönderdiği mesaj okundu:

Direnişimizin 18 günündeyiz. 18 gündür güvencesizliğe karşı işten çıkarılan dört arkadaşımız ile işe geri dönme mücadelesi veriyoruz.

Defalarca gözaltına alındık ama yılmadık. Her gün o kapının önünde haklı taleplerimizi sonuna kadar yükselttik ve yükseltmeye de devam edeceğiz.

Bize en çok umut veren de bu direnişte yüzlerini hiç görmediğimiz memleketin dört bir yanındaki sınıf kardeşlerimizin bizim taleplerimizi Sabancı’ya ait neresi varsa oraya taşıması ve boykot çağrımızı yükseltmesi oldu.

Bugün de aslında yanınızda olmayı çok isterdik ancak bizi işten atanlar aynı zamanda da İstanbul Moda Sahnesi’nin elektriklerini keserek sanat üreten dostlarımızı karanlığa mahkum etti. Aynı saldırılar karşında dayanışmayı bir görev bildiğimiz için İstanbul’dayız.

Evet bugün yan yana gelemedik ama önümüzde mücadele ile geçecek günler bizi bekliyor. İşçi sınıfının en şanlı günü olan 1 Mayıs mücadele, birlik, dayanışma günü geliyor. Alanlarda omuz omuza olmak üzere yaşasın 1 Mayıs!

Daha sonra ilk olarak Çankaya Belediyesi’nden işten atılan ve bugün direnişinin 50. gününde olan Yasin Keskin’e söz verildi.

Yasin Keskin ise şunları söyledi:

1 Mayıs’a giderken böyle bir panelin yapılması çok güzel oldu. Çünkü motive oluyoruz. Motive olmak açısından güç alıyoruz, destek ve dayanışmayı başından beri görüyoruz.

İlk başlarda işçi arkadaşlarım vardı. Direnişte yanımızda oluyorlardı. Ama maalesef belediye patronları, amirler ve sendika tarafından onlar sindirildi. Kimsenin işinden olmasını istemiyoruz ama destek ve dayanışmaları bugüne kadar belli şekillerde devam ediyor. 1 Mayıs’a giderken yapılan çağrılarda o alanlarda olacağımızı, o coşkuyu yaşayacağımızı, uzun yıllardır yaşadığımız emek sömürüsünü haykıracağımızı söyledik. Varolan gücümüzle sorunları dile getireceğimiz alandır orası. Biz direnişimizi haklılığımızdan ve demokratik meşruluğumuzdan alıyoruz. Bize zulmü reva görenlerden o direniş alanlarından hesap soracağız! Biz haklılığımıza olan inancımızla o alanlardayız. Direniş olmalı, çünkü sonu gelmeyecek olan işçi kıyımına girişememeli patronlar, biz burada çoluğumuz, çocuğumuzla evimizi geçindirmeye çalışırken bizim elimizden ekmeğimizi alanlar hesap vermeli. Kimse bizden daha cesaretli değil, biz daha cesaretliyiz. Yaşasın direniş, yaşasın zafer diyorum. Ve var olan emekten ve alınterinden gücünü alan işçi arkadaşlarımı selamlıyorum. Direnerek haklarını alan ve hala direnişte olanları selamlıyorum.

Yasin Keskin’den sonra KHK Direnişçisi Mahmut Konuk konuşmasında şunları belirtti:

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Demirci Kawa’dan Spartaküs’e Anadolu coğrafyasından Dadaloğlu’ndan Pir Sultan’a Şeyh Bedrettin’den Börklüce Mustafa’ya bu coğrafyanın direniş geleneği vardır. 1862’de Ermenilerin Zeytun’da Osmanlı Ordusu’na direnişi tarihsel vakadır.

1 Mayıs işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak tarihe geçmiştir. 1 Mayıs direnişi sayesinde daha önce gün doğumundan gün batımına kadar çalışan insanlar 8 saatlik işgününü kabul ettirerek hayata geçirmişlerdir. Bugün o 8 saatlik iş günü pratikte işe yaramaz hale geldiyse bile 8 saatin kabul edilmesi 1 Mayıs’taki işçi direnişi sayesindedir.

15-16 Haziran direnişi olmasaydı DİSK diye bir şey olmazdı. 15-16 Haziran’dan önce 1961-62-63 yıllarında tam iki buçuk sene devam eden Kavel işçilerinin direnişi var. Buraya dikkat çekmek istiyorum. Bu ülkede özgür toplu pazarlığın hayata geçmesini sağlayan Kavel direnişidir.  Kavel direnişi olmasaydı toplu sözleşme yasası hayata geçmezdi. Kavel direnişinden sonra Ecevit Hükümeti sırasında sendikalar yasasını ve grev-toplu sözleşme yasasını çıkarıyorlar ama yanına lokavtı da koyarak çıkarıyorlar. Lokavt bizlere Ecevit Hükümeti’nin ‘armağanı’dır. Grev ve toplu sözleşme yasasın ise işçi sınıfının mücadelesi sonucunda kazanılmıştır. Bizim KESK’İ kurmamız bile 1989 işçi baharının getirdiği rüzgarın ve birden gelişen serhildanların Newroz’la, gerilla cenazelerinin alınması sırasında ortaya çıkan rüzgarların etkisiyle olmuştur.”

Konuk konuşmasını, 15 Temmuz darbe girişimini, sonrasında sendikalarda hakim anlayış ve çevrelerin tutumunu direnişlere kayıtsızlıklarını anlatarak sonlandırdı.

Konuk’un ardından panele Özel Sektör Öğretmeni Umut Erkut’un gönderdiği mesaj okunarak devam etti:

Emek sömürüsü her geçen gün katlanarak artıyor. Bunun en temel nedeni denetimsiz ve güvencesiz çalışma koşullarıdır.

Mavi ya da beyaz yakalı işçinin, atık kağıt emekçilerinin, KHK’lilerin, Kod 29 ile onuru çiğnenerek işinden ve ekmeğinden edilenlerin yaşamı bu güvencesizlik içinde her gün daha da zorlaşıyor.

Biz özel sektör eğitim emekçileri de birey olarak başa çıkamayacağımız ve burada anlatılmakla bitmeyecek çok sayıda ve büyük sorunları iki yıla yakın bir süredir artık dayanışma ile aşmaya ve meslek onurumuzu yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyoruz.

Siz değerli emekçileri, Alınteri gazetesinin organizasyonu ile yapılan bu toplantıda selamlıyor, aranızda olamadığımız için üzüntümüzü bildiriyoruz. Ve diyoruz ki: Dayanışma yaşatır!

Erkut’un mesajının okunmasının ardından Alınteri adına zarife Çamalan konuştu.

Çamalan konuşmasında Rosa Luxemburg‘un bir makalesinden yola çıkarak 1 Mayıs’ın doğuşu ve sonrasında uluslararası proletaryanın ‘birlik, dayanışma ve mücadele günü’ haline gelişi hakkında tarihsel bilgi sundu. Sonrasında günümüzdeki işçi direnişleri, grevler ve fabrika işgalleri hakkında geniş bir sunum yaptı:

“Günümüze geldiğimizde 2021’den 2022’ye geçerken direnişler ve grevlerin dalga dalga yayıldığını ve 2022 başlarında irili ufaklı 108 grevin hayata geçirildiğini, bu grev ve direnişlerin ise bizlerin umudunu daha da büyüttüğünü belirtmek istiyoruz.

Ocak-Şubat 2022 grevlerinin ayrıntılarına dair şu tespitler yapılmıştı.

108 Grev

107 Filli, 1 Yasal (BBC)

104 Özel Sektör, 4 Kamu İşçisi/Görevlisi

105 Mavi, 3 Beyaz Yakalı (BBC ve Kamu Sağlık Çalışanlarının 2 Grevi)

96’i Düşük Zamma Karşı

108 Grevin Ortalama Süresi: 3,1 Gün

54’ü Hiçbir Sendikanın Dahli Olmadan

26’sında Bağımsız Sendikalar

12’sinde DİSK’e Bağlı Sendikalar

18’inde Türk-İş’e Bağlı Sendikalar örgütleyici olarak ya da katkı sunarak yer aldı.

106 grevde en az 17 bin grevci (2 adet Kamu Sağlık Çalışanları Grevi hariç

En Az 49 Grevde Kazanım, 38’inde Kazanım Yok. Kalanı: Kazanım Sözü (8) / Sürüyor (4) / Bilgi Yok (9)

Belirgin Gruplar:

32: Antep

21: Aliağa Gemi Söküm

17: İstanbul’da Çorapçı

7: Kurye

7: Metal

24: Diğer

Bazı grevlerde birden fazla sendikanın dahli olduğu ifade edildi.

İzmir Şehir Hastanesi inşaatında Kavel Mühendislik firmasında çalışan İnşaat işçileri  iki gün süren eylemleri sonunda kazanım elde ettiler.

İzmir Örgeykey firmasında BMİS üyesi işçilerin eylemleri devam ediyor.

İzmir EKOMER işçileri geriye dönük üç aylık ücretleri ve hiçbir hakları ödenmeden işten çıkarıldı. İşçiler eylemdeydiler.

İzmir Erksan Döküm Fabrikası’nda BMİS üyesi olan işçilere baskı uygulanarak işten çıkarıldı. İşçilerin fabrika önünde direnişleri devam ediyor.

İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yemekhane işçileri ücretlerinin ödenmesi ve çalışma koşullarının düzeltilmesi için eylem yaptılar.

İstanbul Hedese Döküm Fabrikası’nda Türk Metal üyesi olan ve işten çıkarılan işçilerin eylemleri devam ediyor.

İstanbul’da Xiaomi Salcomp’de işten çıkarılan 110 işçinin eylemleri hem patronlarına hem de kendilerine sahip çıkmayan Türk Metal sendikasına karşı devam ediyor.

Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyım rektöre ve görevlerine son verilen dekanların mücadelesine destek eylemleri devam ediyor.

Çiğli Belediyesi’nde TİS uyuşmazlıkla sonuçlanıp greve çıkılmıştı. Fakat belediye ile Genel-İş, işçilerin rızası olmadan TİS imzaladı ve işçilerin bir kısmı sözleşmeyi kabul etmediklerini belirterek eylemlere devam ediyorlar.

DİSK/ENERJİSEN üyesi işçilerin işten atılmalara karşı eylemleri bugün 19. gününde devam ediyor.

Ankara’da BİRTEK SEN’e üye olan Samur Halı işçileri iki saat süren bir direniş yaptılar. İşçilerin talepleri kabul edildi, direniş kazanımla sonuçlandı.

Nakliyat-İş Çınartaş, Tuvtürk, Uzel Makine işçilerinin direnişleri 800’lü günlerinde devam ediyor. Nakliyat-İş ve Tes-İş Sendikası’nın birlikte yürüttüğü Yemek Sepeti eylemi ve boykot çağrıları devam ediyor.

Selüloz-İş Lila Kağıt direnişi 26. gününde devam ediyor.

Pertol-İş Pas South direnişi 59. gününde

Bursa Acarköy’de Acarsoy firmasında kadın işçiler işten atılmıştı. İşçilerin direnişleri 32. gününde devam ediyor.

Ankara’da Belediye işçileri direnişi devam ediyor.

Gençlerin Geçinemiyoruz, Barınamıyoruz,  EYT’lilerin, kadınların, yeti farklılığı olan engellilerin mücadelesini selamlıyoruz. Sağlık emekçilerinin mücadelesi, doğanın talanına, HES’lere, JES’lere karşı verilen mücadeleleri selamlıyoruz.

Bu 1 Mayıs’ı işçi sınıfının yıllar sonra bu ölçekte direnişlerle bir sınıf olduğunu hatırlatan bir eylem dalgasıyla karşılıyor, bu dalga krizin derinleştiği, bırakalım yoksulluğu açlığın yakın bir tehlike haline geldiği bu koşullarda yeniden sahne alacaktır. İktidar Ukrayna krizini fırsata çevirip, Kürt halkına yönelik savaş tamtamlarını yükselterek bu ihtimali ötelemek istiyor, ama açlık bir şeye benzemez. O açıdan da bu 1 Mayıs’ta alanların ruhu kritik bir önem kazanıyor. İşçi sınıfına yol gösterecek, moral ve motivasyon kazandıracak, bir sınıf olduğu duygusunu pekiştirecek bir 1 Mayıs anlayışı her şeyin üzerinde bir anlam kazanıyor. İşçi sınıfının birleşik mücadelesini yaratmak her çıkarın üstünde bir anlam taşıyor.

İnşaat-İş Sendikası “Kavga, sokak, direniş” şiarını ve sınıf sendikacılığı çizgisini kaybetmeden mücadele ediyor. İnşaat-İş ve Dev Yapı-İş’in başlattıkları ortak mücadele nasıl yürünmesi gerektiğine dair yol göstermektedir.

Antep’te Uğur Tekstil’de DİSK Tekstil’in ihanetine karşılık BİRTEK SEN ve Mehmet Türkmen’e dikkat çekmek gerekiyor.

TRENDYOL direnişi ardından Migros direnişi, tekstil sektöründe birçok çorap fabrikalarında yaşanan direnişler, fabrika işgalleri ve kazanımlar işçi sınıfının toplam kazanımıdır. 

Emek hareketinde olsun, politik alanda olsun son bir yıl içinde gelişen ve aslında kendini dayatan birlikte mücadele hattı Birleşik Mücadele Güçleri’nin eylemli mücadelesi yol göstericidir.

Dolayısıyla kapitalist barbarlığa, sendikal çürümüşlüğe karşı birleşirsek kazanırız şiarının yükseltilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu duygu, bilinç ve coşkuyla 1 Mayıs alanlarını doldurmamız, mücadeleyi sınıfın, ezilen halkların çıkarları için büyütmek için mücadeleyi yükseltmemiz gerektiğini söylemek istiyoruz.”

Panele katılan konuklardan bir yoldaşımız, mültecilere yapılan ırkçı saldırılara karşı uyanık olmak gerektiği, onların da işçi sınıfının bir parçası olduğu, hem de en ezilen, en güvencesiz çalışan kesimini oluşturduğuna vurgu yaparak paneldeki eksikliğimizi tamamladı. Ortak sohbetler sonrası panel sonlandırıldı.