Burcu İpek
Geçtiğimiz günlerde otizmli çocuklarının gürültü yaptığı gerekçesiyle dövülen bir aile haberi düştü medyaya.
❗️Engel olan çocuklar değil
İstanbul’da 5 yaşında yüzde 90 #engelli #otizmli çocuğun gürültüsünden rahatsız olan komşularla aile arasında tartışma çıktı. 20 gün sonra otizmli çocuğun babası sopalı saldırıya uğradı. Anne: Engel olan çocuklar değil, etrafımızdaki insanlar engel+ pic.twitter.com/hhBkSE5pbE— Alınteri (@GazeteAlinteri) April 10, 2023
İşin ilginç yanı gürültüden şikayet eden tekstil atölyesi sahibi. Yani aslında gürültü kaynağı.
Bu mesele bize toplumdaki sağlamcı bakış açısının hayatımızı nasıl zorlaştırdığını tekrar hatırlattı.
Çocuklar büyüyene kadar gürültü dediğimiz oyun oynama halini hep yaşar ve yaşatır, gençler odalarında yüksek sesle müzik dinler.
Bunlar çoğumuzun hayatında yaşanan gerçeklikler.
Fakat söz konusu nöroçeşitli çocuklar, gençler olunca o lütufkâr, dualar eden, “Allah şifa versin cennetliksiniz…” diyen kitle birden çirkef bir tahammülsüzlükle karşınıza dikilir.
Çünkü engellilerin birey değil katlanılan, tahammül edilen varlıklar olduğu kodlanmış çoğuna.
Benim oğlum bir kaç güne 19 yaşına girecek.
Bu süreye kadar en büyük stresim çoğunlukla ses çıkıyor diye kapıma kimse gelmesin kaynaklı oldu.
Çocuğumun ergenlik döneminde her akranı gibi yaşadığı o yoğun duygu geçişleri dönemi konuşmama ve enerji çokluğu sebebiyle bol sesli geçti.
Bu süreçte öğretmenden akrabaya herkes doktora götürüp ilaç kullanmamı önerdi. Yani uyuştur sussun beklentisi!..
Bu benim için kabul edilemez bir şeydi elbette.
Ben konuşuyorum diye beni susturmak için uyuşturmaktan farkı ne?
Ama toplumun keyfi, huzuru çok daha önemliymiş gibi bir insanın hayatı hakkında böyle hadsizce bir talepte bulunmayı bile kendilerine hak görebiliyorlar hem de zerre utanmadan…
Yıllar önce engelliler için bir grupla beraber tatile gitmiştik. Hayatımızın en güzel tatili olduğunu düşündük çoğumuz. Halbuki o kadar konforsuz o kadar sıradan bir ortamdı ki…
Burada bulunan tek konfor sağlamcılığın olmamasıydı esasında.
Bizi kamplara, kendi konfor alanları dışına itme hakkını o kadar cesurca kendilerinde buluşlarına hayret ediyorum çoğunlukla.
Eski komşum gecenin 3-4’ünde baza çeker, ev süpürürdü.
Ben nasıl “ses etme” diyebilirim, oğlum gürültü yapıyor diye çekiniyorum. Niye? Toplumun sağlamcı bakış açısını evvelden kanıksamamdan kaynaklı.
Komşu gürültü yapar, komşu çocukları evin içinde koşar, top oynar ama apartmanda biriyle karşılaşınca ona kimse birşey demez de size direkt “oğlunuz uyutmadı sabaha kadar, sesi geliyordu” diyecek cüreti rahatça bulur.
Biz bu bastırılan öfkemizi, mahcubiyetimizi bir kenara bırakıp her alanda “evimiz de dahil bir zahmet” dilediğimiz şekilde hayatımızı sürdürme hakkına sahibiz.
Çocuk ses yapıyor gerekçesiyle imza toplanıp evden çıkarılan çok engelli çocuk ailesi tanıyorum fakat nörotipik bir çocuk için böyle bir çaba hiç duymadım!
Sözün özü, o konforunuz kaçacak.
Okullar, parklar, oteller, restoranlar, avmler… nerede olmayı diliyorsak orada olacağız.
Siz rahatsız olursunuz diye biz evlere, bize özel olduğu iddia edilen alanlara sıkışıp kalmayacağız!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!