Betondan bir heyulaya dönüşen İstanbul, kuzeyindeki emekçi mahalleleri, hastaneler, kütüphaneler, OSB’ler, lojistik merkezleri, geri dönüşüm tesisleriyle… dün akşam yağan şiddetli yağmurla birlikte bir kez daha sele teslim oldu. Arnavutköy, Başakşehir ve Küçükçekmece ilçelerinde hemen her defasında yaşanan aynı manzaralar ortaya çıktı. Evler, caddeler, sokaklar, resmi binalar, hastaneler, OSB’ler su altında kaldı. Valilik açıklamasına göre Başakşehir’de iki kişi hayatını kaybetti, 3 ilçede en az 12 kişi de yaralandı.
Her sel sonrası tekrarlanan bu görüntüler, aynı soruları bir kez daha gündeme getirdi. Altyapısı olmayan, betonlaştığı için hava alamaz hale gelip suyun değeceği toprağı kalmayan bu kent daha büyük “felaketler” karşısında ne yapar?
9 Eylül 2009’da Halkalı Pameks Tekstil’e ait işçi servisi sular altında kalmış yedi kadın işçi boğularak can vermişti. Servis aracı dedikleri kapalı bir kasaydı! TIR parkındaysa altı şoför hayatını kaybetmişti. O selde can verenlerin sayısı en az 31 kişi olarak açıklanmıştı, dokuz kişi de “kayıp” denilmişti.
Son olarak 2020’de Ayamama Deresi kıyısına kurulan yerleşim alanlarındaki emekçiler büyük zarara uğramıştı.
Menekşe Deresi, Tavukçu Deresi, Papaz Deresi ya da taşkına uygun diğer alanlarda yaşayan emekçiler her şiddetli yağışı yürekleri ağızlarında karşılamaya devam ediyor. Milyarlarca liralık “prestij” projeleri, hastaneler-kütüphaneler yandaş oldukları açığa çıkan müteahhitlerin marifeti, o projelere onay veren resmi kurumların onayıyla çöp olduklarını kanıtlıyor adeta. Son örnek de birçok insanın mahsur kaldığı Başakşehir’deki Millet Kütüphanesi oldu. Kütüphanenin müteahhidi eski Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın kuzeni olup devletten bol bol ihale alan Sedat Varank. Bu sadece bir örnek, daha kimbilir neler var.
Bu böyleyken “İstanbul’un altyapı sorununu çözdük” diye billboardları donatan CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin icraatsızlığı da başka bir boyut.
Her sel ve diğer “doğal afetlerin” böylesi felaketlere dönüşmesi karşısındaki “savunma” ise yine çok tanıdık. “Ama metrekareye 125 kilogram yağış düştü”! 2009’da da aynı “savunmalar” yapılmış, “fail doğa” denilmişti. Sorumluluğu tek başına buna yıkmaksa aynı politikaların devamının ilanı dışında bir anlam taşımıyor.
Bu tutuma karşı “Aynı bölgede neden her defasında aynı tablo yaşanıyor, neden bu yaşananlar karşısında altyapı başta olmak üzere temel gerekler yerine getirilmiyor. Bölgenin yapısı bilindiği halde sonuç neden her defasında aynı oluyor?”. Sorular çoğaltılabilir.
Fakat yanıt tek: Bir işçi üretim üssü olan bu bölgeler sermayenin de siyasi iktidarların da gündemine sadece direnişler olduğunda giriyor, o da onları kırmak için! Tıpkı Trenyol’un Esenyurt deposunda DGD-SEN-PTT-SEN üyesi oldukları için işlerine son verilen işçilerin direnişini kırmak için yıllardır asfaltlanmayan yolun bir anda asfaltlanmasında olduğu gibi…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!