İnce Şeyleri Siyasete Alet Edin



İnce şeylerin şairinin fiziken aramızdan ayrılışının yıldönümü bugün. Ama bu yazı bir Gülten Akın’ı anma yazısı değil.


Poyraz Soysal

Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye

-Evet efendim-

Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye

Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet

Yazların motorlu çingeneleri

Ah, kimselerin vakti yok

Durup ince şeyleri anlamaya

Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş

Toprağa tutku, kendinden dolayı

Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para

Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga

Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga

Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde

-Bilmiyoruz neden kavga.

İnce şeylerin şairinin fiziken aramızdan ayrılışının yıldönümü bugün. Şair ki dizesidir kavgayı ören fikrin. Düşündürür üzerinden atladığımız gerçekliği, ayna olur yüzleştirir bizi iç dünyamızda.

Bu yazı bir Gülten Akın’ı anma yazısı değil. Bana attığı ilmekle fikrimden damıttıklarım. Yabancılaşma bir şiir olarak anlatılsın deseler “Ah kimse yok durup ince şeyleri anlamaya” demek bile yeterli olurdu.

Peki ne bu ince şeyler? Egemenlerin sürekli parmak sallayarak ağızlarından köpük saçarak kafamıza çakmak istediği ve ikna olmadığımızda döverek zihnimize yerleştirmeye çalıştıkları “Bu konuyu siyasete alet etmeyin” dedikleri her şey. Yani hayatımızın ta kendisi. Yani eşek yüküyle her ay para döktüğümüz yurtlarda çocuklarımızın yer yatağında yatırılması, İsrail kamplarını aratmayan koşullarda barınmaya çalışması, bilmem hangi kan emici alçağa ihale edilip bakımları yapılmayan asansörlerde korkunç bir şekilde can vermesi. Sürekli mağdurun suçlanması, acı feryatlarının bile halkın cebinden semirtilen kolluğun vahşetinde boğulmaya çalışılması. Bir halkın katliamına öfke belirtme özgürlüğü varken başka halklara üzülmenin bile ceza konusu yapılarak insanı vicdanına bile yabancılaştırma çabası. Her gün tarihin mirası olan binlerce yıllık değerlerimiz sermayenin doymak bilmeyen iştahına sınırsızca sunulurken, hamasetle çok alâkasız şeylere yönelen öfkemiz. “Kutsallar” içerisinde boğulan sesimiz. Evimize götürdüğümüz ekmeği bile canımızı hiçe sayarak kazanmamız, ev kiraları yüzünden ev sahibi ve kiracılar arasında savaşa dönen ilişkiler. Milyonlar yoksulluk içerisinde kırılırken şatafat içerisinde görüntüler paylaşan çeteler, Sokak başlarını tutan torbacılar…

Siyasete Alet Etmemeli, Öyle mi?

Burjuvazinin iktidarını sürdürmek için bulduğu en önemli yöntemlerden birisi politik olanı emekçilerin zihninde soyut bir uğraşa, “önemli” insanların konuşması gereken bir alana indirgemesidir. Böylece politikayla ilgilenmediğini düşünen emekçiler dolaylı olarak onun politik programının yedeği haline getirilmeye çalışılıyor. Kendisi her alanı politik çıkarlarına göre şekillendirirken, büyük bir ikiyüzlülükle muhalif sesleri her şeyden politik çıkar elde etmekle suçluyor.

Soma’da göz göre göre tarihin en büyük madenci katliamlarından birisini gerçekleştirirler. Bu durumun sorumlusunun kendileri olduğunu yüzlerine haykıranlara “Böyle bir şeylerden politik çıkar elde edemezsiniz” diyenler, bakanın üç gün gömlek değiştirmemesi üzerinden mide bulandırıcı bir politik kampanya yürütürler. Uzmanların “tedbir alın” diye yalvardığı ve hiçbir önlem alınmadığı için binlerce insanımızın yaşamını yitirdiği 6 şubat depremlerinde bile kendi suçlarını örtmek için “Bu işi siyasete alet etmeyin” dediler. O arada böylesi bir felaketi bile ranta çevirmeyi ihmal etmediler. Hâlâ bölgede en temel ihtiyaçlar giderilmemişken hızla emekçilerin mülküne hatta evlerinin enkazına bile el koyuyorlar. Yani durup düşünmeye vakit ayırmamız gereken şey kendi hayatımız. Hayatımızın her alanı politik. Geleceğimizi kimsenin açgözlülüğüne kurban veremeyiz. Durduracak biziz. Hayatlarımız onların dolmak bilmeyen keselerinden daha önemli. 

Öte Geçelerden Çalınan Islık Dünyayı Değiştirir

Böylesi bir yabancılaşma süreci sadece bu topraklara özgü de değil üstelik. Neoliberal çağ insanı kendisine, doğasına yabancılaştırmada geçici ve görece bir başarı sağladı. Elbet bu böyle gitmeyecek! Barbarlık içerisinde yok oluş tehlikesi kendini hissettirdikçe insanlar ince şeyleri düşünmeyi tekrar gündemine alıyor. Bu kendiliğindenci durum bilinçli ve iradi bir duruma evrildiğinde neler değişmez ki… Bugün cılız da olsa Filistin için farklı ülkelerde gerçekleşen grev ve eylemler, ezilenlerin dünyanın diğer ucundaki kardeşleriyle görkemli dayanışmalarını hatırlatmıyor mu?

Belki “neden kavga?..” sorusunun dillendirileceği gün tam da bugündür. Belki o zaman baltalarımızı ve yumruklarımızı ne kadar yanlış yerlerde kullandığımızın da bilincine varırız. İşte o zaman öte geçelere bir ıslık çalarız, dünya emekçi halkları karşılık verir. Belki de dünyanın herhangi bir köşesinden bir ıslık yükselir, sesimiz onu bulur. Islığımızın dili aynı sonuçta.