Göçmen/mülteci düşmanlığı günümüz Türkiye’sinin siyasi trendi durumunda. Çoğu kez, aslı astarı olmadığı kısa sürede açığa çıkan yalanlara dayalı olarak sistematik biçimde kaşınıp kışkırtılıyor. Avrupa’da ve ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de göçmen düşmanlığı kriz koşullarda bulunabilecek en önemli aparat. İşçi ve emekçilerin ucuz göçmen emeğiyle nasıl karşı karşıya getirildikleri, artan hayat pahalılığı konusunda bile göçmenler hedef haline getirilerek tepkilerin sisteme yönelmesini engellemekte nasıl kullanıldıklarını yaşayıp görüyoruz. Irkçı-kafatasçı reflekslerle “demografik yapı değişiyor”, “kültürümüz tehlike altında” denilerek hangi toplumsal korkulara oynanıp tarihsel hafızadaki hangi karanlık noktaların kaşındığı ortada.
Sözünü ettiğimiz ırkçı açıklamada bu öğelerin hepsi var. Öyle ki, Türkiye’deki Suriyelilerin doğum oranına atıfla, “Önümüzdeki 20 yılın projeksiyonunu çıkardığımızda Gaziantep’in nüfusunun yüzde 50’sinin Suriyeli olacağı görülmektedir” korkusu yaratılmak isteniyor.
Daha neler yok ki bu açıklamada!.. Adeta bir deklarasyon niteliğindeki bu metinde kaşındıkça kaşınan göçmen/mülteci düşmanlığının bütün unsurlarını görmek mümkün:
- “Ülkemize düzensiz ve kontrolsüz olarak gelen Suriyelilerin zaman içinde kadim şehrimizin eşsiz tarihi ve kültürel değerlerine, sosyal ve iş hayatına olumsuz etkilerine tanık olmaktayız.
- Yardım amacıyla şehrimize gelen çok sayıda yabancı kaynaklı kuruluşun yardım faaliyetleri yanında, farklı bazı çalışmalar yaptıklarının da endişesini taşımaktayız.
- Suriyeli öğrencilere üniversitelerimizde özel kontenjanlar açılmakta hem girişte hem de öğrenim süresince kolaylıklar sağlanmaktadır.
- Fakültelerimizden mezun olmuş Suriyeliler ise bambaşka bir sorun oluşturmaktadır. Hukuk Fakültesini bitirip avukat olmuş, T.C. vatandaşı olmuş, Baroya kabul edilmiş, avukatlık ofisi açmış ama Türkçe bilmeyen Suriyeli avukatlarımız mevcuttur. Türkçe bilmeden Türkiye’deki bir hukuk fakültesinden mezun olunabilmesi oldukça düşündürücüdür.
- Suriyelilerin yaygınlaştığı işlerde, bu defa da toplu hareket etme, kendi isteklerini dayatma durumları ile karşılaşılmaktadır.
- Elbette daha düşük ücret almaları Türk işgücünün kendisi açısından Suriyelileri sorun olarak görmesine neden olurken geçici koruma altındaki Suriyelileri de yardıma bağımlı hale getirmektedir.
- Yolda, toplu ulaşım araçlarında, parkta, evde, işte çevreyle uyumlu olamamakta, kendi kültürlerini, alışkanlıklarını olduğu gibi sürdürmekte ve biz Gazianteplilerin yaşam alanını daraltmaktadırlar.
- Gaziantep’te sağlık sistemine ayrılan bütçenin büyük bir kısmı Suriyelilere harcanmaktadır. Sağlık harcamalarının yanı sıra bir diğer harcamada eğitim harcamalarıdır.
- Ülkemiz ve özellikle bölgemiz için en önemli sorun demografik değişimin gelecekte yaratacağı kargaşa olacaktır. Bugün Türkiye’deki Suriyelilerin yarısı 0-18 yaş, 1 milyon 200 bini ise 19-39 yaş arasındadır. Doğurganlık yaş grubundaki kadın sayısı 785 bin 561’dir.
- Türkiye’de 2022 yılı verilerine göre doğurganlık hızı 1.62 olmuştur. Bu durum, doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2.10’un altında kaldığını göstermektedir.
- Suriye’de Suriyelilerin doğum oranı 2,7 iken Türkiye’deki Suriyelilerin doğum oranı 5,3 seviyesindedir. Önümüzdeki 20 yılın projeksiyonunu çıkardığımızda Gaziantep’in nüfusunun yüzde 50’sinin Suriyeli olacağı görülmektedir.
- Suriyeli sığınmacıların 1 milyon 300 binini 15 yaş altı çocuklar oluşturmaktadır ve yeterince eğitim alamamaktadırlar. Bu çocuklar bir şiddetin içinden, bir savaşın içinden çıkıp geldiler. Bütün bu eğitimsiz, dil bilmeyen, kendini tam olarak ifade edemeyen, psikolojileri bozuk çocuklar tüm suç ve terör örgütlerinin potansiyel üyesi konumundadırlar.
- Suriye iç savaşı, genel olarak Türk ekonomisinde, özel olarak da sınır kentlerinin ekonomisinde bir azalmaya neden olmuştur. Bu azalmadan en çok etkilenen şehirlerden birisi Gaziantep’tir. Şehrimizin Suriye’ye ihracatı durma noktasına gelmiştir. Burada faaliyet gösteren bazı Suriyeli firmalar ise şehrimizin firmalarına göre özellikle Arap ülkelerine daha rahat ihracat yapabilmektedir.
- Suriyelilere birçok konuda pozitif ayrımcılık yapılmaktadır. Bu durum geçici koruma altındakilerin akrabalarını da buraya çağırmaya teşvik etmektedir.”
Kışkırtıcıları arasında Türkiye’nin de aktif olarak yer aldığı Suriye iç savaşının henüz başlarında, o zamanki başbakan Davutoğlu hükümeti tarafından gönderilen özel otobüslerle “ayda 500 dolar maaş ve vatandaşlık verileceği” vaadiyle davet edilen Suriyeli göçmenler, o günden bugüne iç ve dış politikada iğrenç hesapların nesnesi olarak kullanılıyorlar. O zamanlar “100 bin kişinin göç etmesini sağlarsak, ABD ve Avrupa’nın desteğini alarak Suriye’nin fethine girişebiliriz” hesabıyla yönelindi bu politikaya. Sonrasında ise uluslararası politika masalarında Avrupalı emperyalistlere baskı oluşturacak bir şantaj unsuru haline getirildiler; diğer taraftan yine bu baskıyla akıtılan milyarlarca euroluk fonlar için tepe tepe kullanıldılar. İşlerine geldiğinde de krizin yarattığı ekonomik sosyal yıkımın günah keçisi ilan edilip tarihsel gericilik birikimini kaşıyacak bir araç muamelesi gördüler. Bu yaklaşımlara göçmen emeğinin en güvencesiz, en ağır işlerde ucuz işgücü olarak kullanılmasının cazibesi eşlik ediyordu. Oralarda istihdam ettiği paramiliter cihatçı çetelerin buralardaki uzantılarının oluşturulması da cabası!..
AKP’nin oy devşirmek, sermaye yatırımı adı altında kimlik dağıtmak, mülk satışı başta olmak üzere pek çok yolla sermaye akışına kanal yaratmak gibi başka sayısız hesapları da var. Bunlar işin politik boyutları.
Eski Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bunu veciz biçimde ifade etmişti. Suriyelilerin geri dönüşü için yol haritası hazırladıklarını söyleyen Çavuşoğlu: “Tamamını yüzde 100 göndereceğiz dersek doğru olmaz. Şu anda Türkiye’de tarım sektörü, sanayide, hallerde istihdama ihtiyaç var. Benim babamın koyunları var mesela çoban bulamıyorum diye söyleniyor. Şu anda işgücüne ihtiyaç var. Dönmesi gereken çok sayıda Suriyeli var. Onları güvenli şekilde göndereceğiz” diye buyurmuştu. Sadece Çavuşoğlu değil şimdiki Çevre Bakanı Mehmet Özhaseki’den saray tetikçilerinden Cem Küçük’e kadar iktidar borazanları defalarca ve pervasızca dile getirdiler bu gerçeği. “Suriyeli göçmenler olmasa Türkiye ekonomisi uluslararası rekabet gücünü kaybeder, dahası durur” dediler.
Bu itiraflar gerçeğin dile gelişiydi. Tarımdan sanayiye kadar her alanda ve her sektörde göçmen emeği ucuzun da ucuzu güvencesiz emek olarak büyüğüyle küçüğüyle bütün sermaye sahiplerinin gözdesiydi. En ağır en pis en angarya işler üç otuz paraya onlara yaptırılıyor. Türkiye’yi Avrupa’nın Çin’i haline getirmek için didinip duran sermaye açısından bu olmazsa olmazdır. İşin gerçeği, burjuvazi, tüm emek yoğun sektörlerde göçmen emeği istihdamına yakıcı tarzda ihtiyaç duymaktadır.
Dolayısıyla, ırkçılık ve şovenizme, tarihsel gericilik birikiminin süreklileşmiş biçimde kaşınmasına meze edilen göçmenler/mülteciler sermayenin kapsamlı ihtiyaçları bunu gerektirdiği için hep olacak, daha fazla olacak.
Bu deklarasyonu yayınlayan ve kendini “STK” olarak tanımlayan sermaye sözcüleri ve yandaşları “rejimin savaş politikaları ve yayılmacı hayalleri” söz konusu olduğunda çıtlarını çıkarmıyor, dahası alkışlıyorlar. Fakat sonuçlarıyla karşılaşmak işlerine gelmiyor.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayın
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!