Bu Yıl 87 Çocuk İşçi Çalışırken Öldü!



2025 yılında 87 çocuk işçi çalışırken öldü. Son olarak açık lisede okuyan 16 yaşındaki Alperen Karaçengel, Tuzla’da çalıştığı fabrikada gece 01.00 sularında çıkan yangında yaşamını yitirdi.


Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, okulda olması gereken çocukların MESEM ya da başka biçimlerle patronlara parasız-ucuz emek gücü olarak seferber edilmesine ilişkin sorulara en hafif ifadeyle pişkince yanıtlar vermeyi sürdürürken çocuklar çalışırken ölmeye devam ediyor.

İSİG verilerine göre son 13 yılda en az 827, 2025’in ilk 11 ayında ise 85 çocuk işçi çalışırken öldü. Bu sayıya son olarak iki çocuk işçi daha eklenerek 87 oldu.

Sonuncusu da teşvik edilen açık lisede okuyan 16 yaşındaki Alperen Karaçengel. Alperen İstanbul Tuzla’da çalıştığı fabrikada gece 01.00 sularında çıkan yangında yaşamını yitirdi.

MEB Bakanına soracak olursanız…

Milli Eğitim Bakanı’na soracak olursanız çocukların MESEM’lerde öğütülmesi, angaryaya koşulup kişiliklerinin ezilmesi ya da örgün eğitimin dışına çıkarak açık liselere geçip emek gücünü kapitalist üretimin çarklarına sunması son derece doğal. Hatta kendisine sorulan sorulara MESEM’li çocukların gece vardiyasına da kalabilecekleri, hafta sonu çalışmasına da gidebilecekleri yanıtı verebilecek bunu da yasal bir çerçeveye oturtarak savunabilecek bir Bakan var karşımızda.

Bunun Tekin’in kişisel tutumu olmadığını elbette biliyoruz. Tekin burjuvazinin stratejik hedeflerini en pervasız biçimiyle savunmasıyla dikkat çekiyor sadece. Çocuk emeğinin piyasaya sürülmesini yani kapitalistlerin stratejik hedeflerini dolaysızca ifade edecek bir sınıfsal tutumu perdesizce dile getiriyor.

Erdoğan’a göre devlet olarak her şeyi yapıp failleri yargılıyorlarmış!

İş cinayetleri konusundaki vurdumduymazlıkları, pişkinlikleri AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da dile geliyor. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) dün yapılan 29. Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Erdoğan patronlara sadece asgari ücret konusunda ricacı olmadı. Milyarlarca teşvik akıtılacağını açıkladığı patronlara işçi sağlığı ve güvenliği konusunda “önlem alın” diye de ricada bulundu. Bu arada ne kadar iyi denetim yaptıklarını söyleyerek kendilerini de aklama pişkinliği sergiledi.

Araya Kartalkaya, İzmir-Konak ve Beşiktaş gece kulübü katliamlarını koyarak siyasal bir tutum almayı ihmal etmeyen Erdoğan, son yaşanan Dilovası parfüm deposu katliamını da bu sıralamaya ekleyerek “güvenli ve sağlıklı çalışma şartlarının temini” konusunda “dikkat ve hassasiyet” istedi.

Erdoğan, denetim konusunda devlet olarak üzerlerine düşen görevleri yerine getirdiklerini ve ihmali olan tüm kişilerin cezalandırıldığını iddia edebildi. Bilmesek inanacağız! Soma katillerinin nasıl “yargılanarak” aklandıklarını, diğer failler için de benzer sonuçların yaşandığını, denetim dediklerinin patronlarla kafa kafaya verilerek yapılan göstermelik işler olduğunu hatta denetimi yaptıkları düzenlemelerle patronların kendi şirketlerine yaptırdıklarını, kendi müfettişlerinin de kolektif sınıf tutumu gereği bu fasit dairenin bir parçası olduklarını bilmesek inanacağız. Sadece Dilovası’ndaki parfüm deposu için yapılan sayısız şikâyete bir dönüşün bile yapılmaması, yandaş patronları kollamak için bilinçli bir serbestlik tanındığını hatırlatmak yeter. Bu gerçeği dünya âlem biliyor.

Bunun böyle gidemeyeceğini de…