Nuray Sarıyelek
Sevgili Ulaş,
Koşullar ne olursa oluşun umarım sen iyisindir. İyi ol olur mu Ulaş. Bunların hepsi geçecek yeter ki sen kafa olarak iyi ol. “Bu koşularda nasıl iyi olunur ki…” diyeceksin! Bunun tek bir cevabı var, “İnsan her duruma alışıyor”! Sanırım bu durumda şimdilik yapacak en iyi şey bu olur. Başka yolu var mı?
Son zamanlarda mesafe koymuştum seninle aramıza biliyorsun, böylesinin daha iyi olacağını düşünerek…
Mesafe koymak seni düşünmemek değildi tabii ki. Hiçbir zaman da öyle olmadı. Hani sevdigin biri vardır çok uzaklarda ve hiçbir koşulun yoktur onu görmek ve konuşmak için ya, ben de öyleymiş gibi yaptım. Sana dair kötü olanla mesafe koyup hatırladığım tum sevimliliklerinle özlemimde tutuyorum seni. Ve umuda çivilemiş bekliyorum.
Uyuşturucuya hapsolmuş bir yaşam!
Her seferinde lanet ediyorum seni bizden alıp gözüren o illet şeye. Bana göre senin hapisliğin yeni değil, sen dışardayken de o illete hapsolmuştun zaten. Seni gördüğümüz falan yoktu. Sana dokunamıyor, seni sevemiyorduk. Bizimle göz göze gelmekten kaçalı çok olmuştu. Yüzümüze bakmaktan kendini alıkoyalı, aynı ortamlarda olmayalı çok olmuştu. Hepsi bu lanet uyuşturucu yüzünden.
Adını telafuz etmek bile bana zor geliyor. Adı gibi “uyuşturucu“! Uyuşturdu bağladı kendine. Seni aldı götürdü bizden. Düşünsene, öyle bir madde ki bu, bir kez bulaştığında hemen kesip koparmazsan, o seni bağımlısı yapıp yaşamdan yavaş yavaş koparıyor ve bütün hayatının tek amacı haline geliyor. Onun için çalışmak, onun için sevdiklerine durmadan yalan söylemek, hatta şiddet uygulamak. Sürekli onlar üzerinde yük olmak, onların kaygısı olmak. Onun için sevdiklerinden vazgeçip, kimin kim olduğunu bilmediğin, düşkün, birbirini sürekli batağa çeken bir çevre ilişkileri içinde olmak. Onun için sağlığından olmak, onun için aklından olmak, onun için bir sevgili edinmekten bile kaçınmak.
Yani uyuşturucu için dünyanın bütün güzelliklerinden vazgeçmek. Her şeyinin onun etrafında döndüğü bir dünyada bocalayıp durmak, bundan çıkamamak hapis değil de nedir? Yani Ulaşcığım, bana göre sen dışarda da açık bir cezaevinde yaşıyordun. Bu maddenin içine hapsolmuş bir yaşam sürüyordun. Öyle değil miydi?
Kendi kendine yardım etmeyi bilmeyene hiç kimse yardım edemez!
Ulaş gözümüzün önünde bu maddenin içinde yavaş yavaş kayboluyordu. En acı durum da, senin için hiçbirimizin hiçbir şey yapamaması durumunda olmak. Bize kalan, kimbilir nerede, ne zaman, nasıl daha kötü bir haberle karşılaşacağız kaygısını yaşamak oluyor. Yani, sana senden başka kimsenin senin için yapabileceği bir şeyin olmadığı çaresizliğini tekrar tekrar kabul etmekten başka bir şey yapamıyorduk.
“Keşke”nin yerine, cesur olmayı koymak gerek!
“Keşke böyle olmasaydı…” diyoruz. Keşke sen bu işe hiç bulaşmasaydın. Ne olduysa bu maddeyle tanışmandan sonra oldu. Bu yaşadıklarının tek sorumlusu bu. Ama bu saatten sonra ne desek zamanı geriye getiremeyiz.
Şimdi Ah vah çekip ‘niye böyle yaptımlar’ da bir işe yaramaz!
Şimdi olabildiğince cesur davranıp kendinle yüzleşme zamanı!
Şimdi bu durumdan nasıl çıkacağına kilitlenme zamanı!
Şimdi, kendin ve seni bu duruma sokanlarla hesaplaşmak onlarla yolunu sonsuza kadar ayırma zamanı. Bütün enerjini buna yoğunlaştır!
Orada her şey için çokça zamanın olacak. Kendinle hesaplaşmak, kendinle savaşmak gibi… Bunu yaparken de kendine karşı olabildiğince samimi ol. Kendine yaptığın tüm kötülüklerle hesaplaş ve kendinle barış. Bunu yapabildiğinde gör bak her şey bambaşka olacak. Yükün hafifleyecek, altından kalkamayacağın hiçbir güçlüğün olmayacağı duygusunu yaşayacaksın. Kendine güveni, mütevazı olmayı, dolayısıyla kendini sevmeye başlayacaksın. Kendinle barıştığında her şey daha kolay olacak. Böyle olunca sosyal çevrenle koyduğun bariyerden de kurtulacaksın ve onlarla yeniden bir bağ kurmuş olacaksın.
Sevince ve sevilince hayat daha güzeldir
İnsanın yemeğe içmeye ihtiyacı olduğu gibi sevmeye ve sevilmeye de ihtiyacı var. Bence bu hesaplaşmayı kendin için yap Ulaş. Senin ihtiyacın olan en önemli şey bu! Bir de artık içinde bulunduğun durumu olduğu gibi kabul etmeye çalış. Ancak böyle yaptığında insan kendini kasmaktan, sağa sola boşa yumruklar atmaktan vazgeçebiliyor. Senin sürekli yaptığın onu bunu suçlamak -biraz da kendine olan kızgınlığınla ilgili değil midir? Yapacağın en iyi şey, kendinle hesaplaşman ve kendini bunlardan özgürleştirmen olur.
Bir de içinde bulunduğun durumu kendin için pozitif bir duruma dönüştürmeye bak. “Niye oldu, neden anlamadım, şöyle olmasaydı da böyle olmazdı, buraya gitsem şunu yapsam bu olmazdı…” gibi yıpratıcı sorgulamalara sakın girme! Bunlar insana hiç mi hiç yardımcı olmuyor. Zaman kaybı ve gerçeklerden kaçmaktan başka bir işe yaramıyor. İnsan problemden kaçtıkça onun kölesi durumuna düşüyor. Emin ol, her insanın kötü dönemleri olur. Her insan kimi açmazlar yaşar. Her insan yaptığı yanlışların bedelini gün gelir öder. Her insan haksızlıklara da uğrar. Yaşamın içinde bunların hepsi mevcut. Hayat hiç kimse için dümdüz ilerlemiyor.
Geriye sadece ders çıkarmak için bak!
Ulaşcığım sana tavsiyem, bulunduğun yerden geriye sadece ders çıkarmak için bak. Yüzün geleceğe dönük olsun. Bunu yapmazsan oralarda vakit geçmez, bunu yapmazsan kendini üretemezsin, bunu yapmazsan kendini yer bitirirsin. Ben çok kişi tanıyorum Ulaş, cezaevine düştükten sonra yazar olan, avukat olan, yarım kalan eğitimlerini tamamlayıp çıktıklarında bambaşka bir yaşam süren…
Geleceğinle ilgili kendine hedefler koymalısın. Kendine dair ertelediğin her şey için bolca zamanın olacak.
Günlük yaşamını organize et. Spor yap, kitap oku, dil öğren ya da severek yapabileceğin bir iş üzerine uzaktan eğitim yap. Çıktığında hayata yeniden başlayacağın bir altyapı oluştur kendine. Bu, yarım bıraktığın eğitimin olabilir. Yaşadıklarını yazmak olabilir. Sanki yatılı bir okuldaymışsın da geleceğin için ödevlerini yapman gerekiyormuş gibi yap. Yani bu durumunu kendin için bir fırsata çevir. Sanki bir tokat yemişsin de seni sarsmış ve kendine getirmiş gibi bak. ‘Şu an dışarda olsam ne yapıyor olurdum, nasıl yaşıyor olacaktım’ı sor kendine. Emin ol böyle yaptığında bunun senin için bir şans olduğunu bile düşünebilirsin. Belki de seni daha beter olabileceğin bir durumdan, belki de ölmekten kurtardı. Böyle bak. Buradan da kendine yönelirsen bu senin iyi halden ceza indiriminden yararlanmanı kolaylaştırabilir; her şeyden önce orada oluşunu kabullenmen işini her türlü kolaylaştıracak.
Sana çalıştığım yerden gördüğüm ve çıkardığım kimi sonuçlardan örnek vereyim. Ben yaşlı insanlara bakıyor, onlara hastabakıcılık yapıyorum, biliyorsundur. İnsanın bir kazadan sonra ya da bir hastalıktan hatta yaşlılıktan sonra tekerkekli sandalye ya da yatağa düşmesini kabul etmesi çok zordur. Burada iki tür sonuç yaşanıyor: Durumu kabul eden ya da etmeyenler. Kendi gerçekliklerini kabul edenler, süreci çok daha rahat yaşıyorlarken diğerleri çok hırçın, her an kavgalı, huysuz, yaşamı hem kendilerine hem etrafındakilere eziyete çeviriyorlar. Oysaki bu durumlarını kabul edenler, bu işi kafalarında çözmüş olanlar, kendileriyle ve çevresiyle barışık şeker gibi insanlar oluyor. “Ne yapsan az gelir daha ne yapabilirim bu insan için…” dedirtiyor insana.
Sana tavsiyem, madem oradasın ve mademki kendin için ertelediğin çok şey var, işte sana fırsat!.. Çıktığında seni gururla kucaklayabileceğimiz, senin de geçmişinden kurtulmuş, bambaşka bir Ulaş olmanın rahatlığıyla bize doğru gözlerimizin içine bakabilen, kendisiyle gurur duyan bir Ulaş için emek ver.
Bunu yaparsan oradaki yaşamın da kolaylaşır, özgürleştiğinde de kendine yer yapmış olursun. Oralarda içini doldurmazsan zamanın düşmanın olur, doldurursan dostun ve hatta en iyi arkadaşın olur.
En güzel çiçekler çöp yığınlarının arasından filizlenirmiş.
Kendine çok iyi bak. Gözlerinden, gözlerinden öperim
Teyzen
Bana yazmayı ihmal etme!..
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!